Sessiz Zihin: Düşünceleri Susturmak Mümkün mü?
Bir sabah uyanırsınız ve zihniniz daha güne başlamadan çoktan çalışmaya başlamıştır. Belki gördüğünüz rüyanın etkisi ile, belki bugünün getirileri ve planlamaları ile düşüncelere boğulan bir zihin. Ne giyeceğim? Bugün yapılacaklar listesinde neler vardı? Ya dün söylediğim o şey yanlış anlaşıldıysa? İçsel bir monolog, sürekli sahne arkasında konuşan bir anlatıcı gibi susmaksızın devam eder.
Peki, bu ses hiç susar mı?
Zihnimiz, doğası gereği sessizliği pek tanımaz. Beynimiz saniyede milyonlarca sinyal gönderip alırken düşüncelerimizin akışını kesintiye uğratmak, fırtınalı bir denizde bir damlayı susturmaya çalışmak gibidir. Ancak bu, imkânsız olduğu anlamına gelmez. Sessizlik mümkün mü? Belki de asıl soru şu: Sessizliğin kendisini nasıl tanımlarız? Kastımız sessizlik ne?
Zihinsel Gürültü Nedir?
Zihinsel gürültü, psikolojide genellikle otomatik düşünceler, içsel monologlar ve kognitif dağınıklık şeklinde tanımlanır. Bu, zihnimizin geçmişten getirdiği anılar, gelecekle ilgili kaygılar ve şu anla ilgili yorumların bir karmasıdır. Düşüncelerimizin çoğu istemsizdir; çoğu zaman onları çağırmadan zihnimizde belirirler. Otomatik olarak belirirler.
Nörobilimsel olarak bakıldığında, bu “iç ses”in merkezi, beynin varsayılan mod ağı (Default Mode Network - DMN) olarak bilinen yapılarıdır. DMN, özellikle dinlenme anlarında, yani hiçbir işe odaklanmadığımızda aktif hâle gelir. İlginçtir; bir şey düşünmediğimizi sandığımız anlarda beynimiz aslında çoktan kendi iç konuşmalarını yapmaya başlamıştır.
Bu sesleri dinleyip onların ilettiği mesajlarla yer yer kendimizi tanımak yer yer ise iyileştirici sinyaller olarak kullanmak değerliyken zaman zaman seslerden dinginliğe giderek zihnimizi dinlendirmek de değerlidir. Bazı durumlarda bu dinlik deneyimi iyileşmeye yardımcıdır.
Meditasyon ve Zihinsel Sessizlik
Binlerce yıl öncesine dayanan doğu felsefeleri, özellikle de Budizm ve Hinduizm, zihni susturmanın yollarını aramış, “sessiz zihin”i aydınlanmanın ön koşulu olarak görmüştür. Bu öğretilerde, sessizlikte gerçeğe ulaşılabileceğini, düşüncenin ötesinde bir bilincin olduğunu savunur.
Modern bilim bu teknikleri araştırmaya başladığında şaşırtıcı sonuçlarla karşılaştı. Harvard Üniversitesi’nden Dr. Sara Lazar’ın yürüttüğü bir çalışmada, düzenli meditasyon yapan bireylerde, beynin dikkat ve duygusal düzenlemeyle ilgili bölgelerinde yoğun gri madde artışı saptandı. Daha da önemlisi, DMN’in aktivitesinde belirgin bir azalma görüldü. Yani, meditasyon sayesinde zihinsel gürültü gerçekten de “kısılabiliyordu”.
Düşünceleri Susturmak mı, Onlarla Barışmak mı?
Düşünceleri susturmak aslında onlara ve kendimize bir mola imkânıdır. Pek çok insan, zihnini susturmak isterken düşünceleriyle savaşır. Bu savaş ise çoğunlukla kaybedilir. Çünkü her “sus artık!” dediğimizde, o düşünce daha da güçlü bir şekilde geri döner.
Zihin olumsuz ek barındıran (yap”ma”, düşün”me”) gibi talimatları algılamaz. Zihin cümlenin olumlu hâlini algılar ve ona göre çalışır. Olumsuz düşünme demektense olumlu düşün demek zihnin algılayabileceği yolu doğru kullanmaktır.
Psikolojik esneklik kavramı burada devreye girer. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), düşüncelerle savaşmak yerine, onları bir radyo yayını gibi arka planda duymayı ve asıl odak noktamızı hayatın anlamlı yönlerine kaydırmayı önerir. Yani amaç düşünceleri susturmak değil, onları bir trafik gürültüsü gibi duyup, dikkatimizi yolculuğun kendisine çevirmektir.
Sessizlikten Ne Anlıyoruz?
Belki de en ilginç soru bu: Sessizlik, gerçekten hiç düşünmemek midir? Yoksa düşüncelerin sesine kapılmadan, onların gelip geçmesine izin verebilmek mi?
Zihin, düşünceler üretir; tıpkı kalbin kan pompalaması gibi bu onun doğasıdır. Bu düşünceleri yok etmeye çalışmak, okyanusu boşaltmaya benzer. Ancak biz yüzmeyi öğrenebiliriz. Dalgalarla kavga etmeden, onlarla birlikte hareket edebiliriz.
Tam bir sessizlik belki de ütopyadır. Ama sessizlik illaki bir boşluk değil; bir farkındalık hâli olabilir. Düşünceler vardır ama bizi sürüklemez. Biz onları izler, geçip gitmelerine izin veririz.
Ve işte o an, bir anlığına da olsa, zihin gerçekten susar. Çünkü artık bağırması gerekmez. Dinlendiğini bilir. Bu süreçte kendini anlamak, hissetmek ve bağırmadan ya da susmadan da kendimizle iletişim kurabilme yetisinde ustalaşabiliriz.
Kaynaklar
Lazar, S. W., et al. (2005). Meditation experience is associated with increased cortical thickness. NeuroReport.
Brewer, J. A., et al. (2011). Meditation experience is associated with differences in default mode network activity and connectivity. PNAS.
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (1999). Acceptance and Commitment Therapy.
Kabat-Zinn, J. (1994). Wherever You Go, There You Are: Mindfulness Meditation in Everyday Life.
Klinik Psikolog Büşra KURU